Türkiye'nin Tek Popüler Genetik Bilim Dergisi

Bezelye Dergi ISSN: 2587-0173

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Instagram Simge
  • White Twitter Icon
  • Icon-gmail
  • kisspng-white-logo-brand-pattern-three-d
  • images
  • medium
  • Dergilik

© 2019 by Bezelye Dergi

Ağrı Bilimi Algoloji


Yağmur Kurumuş – İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü


Ağrı vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organlarla ilgili bir nedene bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan özel bir duyudur. Aynı zamanda vücudumuza bahşedilen bir savunma mekanizmasıdır. Çoğu zaman herhangi bir ağrıyla karşılaştığımızda ‘sanki kalbim orda atıyor’ gibi deyimiyle karşılaşmışızdır. Bu beynimize o an sürekli olarak sinyal gönderilmesiyle alakalıdır. Bu iletimde hem nöronlar aracılığıyla hem fiziksel hem kimyasal yolla ağrının algılaması sağlanır. Nöronlarımız ağrı oluşturması gereken bölgede araşidonik asit adında bir nörotransmitter madde salgılar. İletimde aksiyon potansiyelleri normal iletimden farklıdır. Ağrı kesicilerin çalışma prensibine baktığımızda vücudumuzun zarar görme anında salınan araşigonik asidin yıkım ürünleri olan prostagladinlerle ilgilidir. Ağrı kesiciler genellikle COX2 enzimini inhibe ederek prostagladinlerin sentezini bloklamaya yönelik çalışırlar (2). Ağrı mekanizmasına baktığımızda uyuşturucu ve türevlerinin de ağrı kesici olarak kullanılması opioidlerin aşırı kullanılması ve doz aşımından dolayı ölümlerin giderek artması ağrı bilimini anlamak ve daha etkili bağımlılık yağmayan ağrı kesicilerin üretilmesi adına çalışmaları teşvik etmiştir (2). Nörobilimcilerin fareler üzerinde yaptıkları bir deneyde nosiseptörlerin ağrıyı algılama mekanizmasında genelde ciltteki yaralanmaların genel sinir sistemini daha duyarlı hale getirdiği ve çevresel sinirlerden gelen veri zararsız bile olsa omurilikteki nöronların sürekli olarak beyne acı sinyalleri ilettiği gözlemlenmiş bu yüzden ağrı sadece vücudun zarar gördüğü dakikada değil dokuya organa yada hücreye zarar verildikten sonra bile bir süre daha acı hissedilmekte ve o alanın korunması adına bir uyartı sağlamaktadır. Santral sensitizasyon yani kronik ağrı nörofizyolojisine baktığımızda bu şekilde bir etki ortaya konulmuştur. Bunun yanında bazı deneysel çalışmalarda saptandığı gibi tetikleyici bir yaralanma olmadan da ağrı ortaya çıkabilmektedir. Nöropatik ağrılı yani fibromiyalji hastalıklarında genelde ağrılar semptom olarak görülmemekle beraber daha çok nöral sistemin bozulması ve iletimde oluşan sıkıntılardan dolayı oluşan hastalıklardır. Bu hastalıklarda tetikleyici yaralanma görülmemektedir. Yalnız kemoterapi gibi dış etkenlerin nöral sisteme olumsuz etkisinden dolayı oluşan nöropatik ağrılar bulunmaktadır. Söz konusu kemoterapi ilaçları ve uygulanan kemoterapi uygulamaları vücut dokusunda oluşabilecek herhangi bir tehtid veya yaralanmaya tepki gösteren nösiseptörlerin tetiklenip degredasyonu (parçalanması) sonucunda nöropatik ağrıların oluşmasına sebep olmaktadır.


Ağrı ve Gen


Ağrıyı birçok etkene bağlıdır ve en önemli etkenlerden biri de genlerimizide gizlidir ağrıyı düzenleyen bazı genlerde mutasyon olması sonucunda ağrıyı hissedememe ya da herhangi bir ağrıya aşırı bir şekilde duyarlı olma gibi genetik mutasyonların sonuçlarıyla karşılaşabiliriz. Bu tarz hastaları incelediğimizde ağrıyla ilişkili SCN9A geninin incelenmesi deneysel anlamda yapılmış ve bu gende oluşan bazı mutasyonlar sonucu ağrıya verdiğimiz tepkilerin değiştiği kanıtlanmıştır (1). Bununla birlikte ağrı nöral olarak algılanan bir olgu olduğundan dolayı akson boyunca uzanan nöral sodium kanallarında değişiklikler sonucu kanalların engellenmesiyle veya iletimin çok hızlı ve sürekli olarak akson potansiyeli oluşturması sonucu fazla uyarılma ve ağrıya karşı hassasiyet oluşabilir. Ağrıyı algılamamazı sağlayan nöronlarda ‘multiple pain gate’ adı verilen (çoklu ağrı kanalları) içinde Nav 1.7 sodyum kanalları bulunan ağrı kapıları vardır (1). Ağrının doğru bir şekilde beyne iletilmesini sağlar. Ağrıyı dindirmek adına alınan ilaçlar aynı zamanda bu kanallara etki ederek de ağrının iletimini bloke edebilir. SCN9A geni bu kanaların işlevini etkiler ve bu gende oluşan mutasyonla beraber ağrının çok hissedildiği durumlarda hasta her acıyı 10 hatta bazı hastaların söylediğine göre 100 kat daha yoğun hissetme durumu oluşur böyle bir durumda hasta belli bir yerden sonra yaşadığı her tehdit oluşturan deneyimi aynı oranda hissetmeye başlar ve belki de çok daha tehlikeli ölümcül bir hasar oluşması halinde ciddiyetin farkına varmayabilir (1). Diğer yandan kanalların ağrıyı hiç iletmemesiyle vücut herhangi bir tehdit ile karşılaştığında kendini korumak adına hiçbir önlem almaz ve refleks belirtisi göstermez bu da ciddi hasarlara oluşan yanıkların fark edilmemesine iç organlarda oluşan herhangi bir hasarın fark edilmeyip ölümcül sonuçlarla karşılaşılabilir. SCN9A geninde oluşan bazı mutasyonlar kalıtsal eritromelalji olarak adlandırılan ve yanma duygusu veren nadir bir hastalığa da sebep olabiliyor.


Ağrının Beyinde Şekillenmesi


Acı eşiğim yüksek cümlesini daha önce duymuşuzdur peki gerçekten doğru mu. Ağrının algılama mekanizmasına ve genetik anlamda etki eden kısmına baktığımızda her insanda aynıdır ama bunun yanında nöroreseptörlerle beyine iletilen ağrı her insanın beyninde farklı şekillerde şekillenebilirler. Ağrının şekillenmesi geçmişte yaşadığımız korkular psikolojik rahatsızlıklar travmalar o anki duygu durumumuza göre değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, aynı uyarıcının her zaman aynı tarz hareketlenmeye yol açmadığını da ortaya çıkarmışlar ki bu da yaralanmalar benzer olsa dahi kişinin ağrı deneyiminin farklı olabileceğini ortaya koymuştur. Yapılan araştırmalar sonucu korku anksiyete ve depresyon gibi duygular herhangi bir acının daha yoğun hissedilmesine sebep oluyor acılara karşı daha hassas ve korumasız hale getiriyor. Bunun tam tersi olarak mutlu hissettiğimizde acıya gösterdiğimiz direnç artıyor mutluluk hormonlarının etkisiyle beynimizde acının daha farklı şekillerde yer etmesi ve algılanmasına sebep oluyor.


Günümüzde opioidlerin yani bağımlılık yapıcı ağrı kesiciler yerine yeni alternatif ilaçların üretilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Genetik anlamda ağrı genleri üzerinde ve ağrı sinyallerinin akışını denetleyen kanalların bloke veya aktive edilmesi üzerine çalışmalarla çeşitli alternatif ağrı kesiciler geliştirilmeye çalışılmaktadır.




Kaynakçalar

1. Reference, G. (2020). SCN9A gene. Retrieved 23 February 2020, from https://ghr.nlm.nih.gov/gene/SCN9A

2. UYANSIZ, M. (2018). Ağrı Kesiciler Nasıl Çalışır? Retrieved 24 February 2020, from https://www.psikopatolojibilimi.com/2018/05/29/agri-kesiciler-neremizin-agridigini-nereden-bilebiliyor/

36 görüntüleme