beyaz logo.png

Akut Koroner Sendrom (AKS)

Kemal YILMAZ - İzmir Bakırçay Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Hemşirelik Esasları Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi, Ege Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Hemşiresi

Ülkenin sağlık sistemindeki etkinliğini ve verimliliğini değerlendirmek için hastalıkların ölüm, yayılım ve tedavi sonrası sağkalım oranlarının ölçüm sonuçlarına bakılması gerekmektedir. Değerlendirmeler yıl boyunca ölen kişi sayısı ve ölüm nedenleri üzerinde yapılmaktadır. Ülke sağlık sistemini değerlendirmek amacıyla 2017 yılında yapılan Küresel Hastalık Yükü Çalışması (Global Burden of Disease study, 2017) kapsamında kardiyovasküler nedenli ölümler ve iskemik kalp yetmezliğine bağlı ölümlerin birinci sırada yer aldığı görülmektedir. Avrupa ülkelerinde her yıl ortalama olarak 4 milyonun üzerinde insan kardiyovasküler sebeplerden yaşamını yitirmektedir. Ülkemizde ise Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2018 yılında yayınladığı verilere göre kardiyovasküler hastalıkların neden olduğu ölümler tüm hastalıklar içerisinde birinci sırada yer almaktadır ve en çok ölüme sebep olan hastalıklar arasında %38’e yakın bir orana sahiptir[1]. Kardiyovasküler hastalıkların dünyadaki mortalite ve morbidite oranlarına bakıldığında ölüm risklerinin 1990 yılından 2020 yılına kadar %28’lerden %37’lere çıkacağı yapılan çalışmalar sonucu öngörülmektedir. En çok etkilenen grubu ise 65 yaş üzeri bireyler oluşturmaktadır[2].

Akut koroner sendrom (AKS), kalbi besleyen koroner arterlerdeki akımın azalması sonucu miyorkadın beslenememesine bağlı olarak yetersiz perfüzyona ve infarktüse neden olan durumla karşımıza çıkan klinik belirtilerin tamamına denir. Akut koroner sendromu klinik olarak üç farklı şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Miyokart iskemisine bağlı ortaya çıkan klinik tablolarda ST elevasyonlu iskemiler (STEMI), ST segment elevasyonu olmayan iskemiler (NSTEMI) kardiyojenik enzimlerin (troponin) pozitiflik gösterdiği iskemilerdir. Bir diğer klinik tablo ise daha çok bireyin istirahat durumundayken ortaya çıkan normal anjinalardan daha uzun süren bir ağrıyla karakterize olan biyokimyasal olarak negatif sonuçlar görülen ve ciddi bir göğüs ağrısı olarak klinik gösteren kararsız angina pektoristen (USAP) oluşur[3]. AKS patofizyolojik olarak incelendiğinde, aterosklerotik plakların rüptüre olmasıyla ortaya çıkan akut trombozun trombosit agregasyonuna yol açarak distal embolizasyon ile kalbi besleyen koronor akımda kesintiye uğramasına neden olan bir mekanizmayla karşımıza çıkar. Eloktrokardiyografide (EKG) ST elevasyonlu miyokard enfarktüsü koronor arterdeki kan akımının tamamen durmasından kaynaklı çoğunlukla Q dalgalı EKG görülmektedir. Nadir olarak STEMI’da Q dalgası görülmez. EKG’de Q dalgasız görülen miyokard enfarktüsü anjinaya benzerlik gösterebileceğinden dolayı bu durumda biyolojik enzim testlerine ihtiyacımız vardır. Klinik belirtilerin bireyden bireye farklılık göstermesi ancak ikincil ve üçüncül testlerin varlığıyla doğru tanı koyulmasını sağlar. Elektrokardiyografide Q dalgası olmadan karşımıza çıkan miyokard enfaktüslerinde kardiyak enzimlerin pozitifliği görülebilir. Akut koroner sendromun sınıflandırması şekil 1’de görülmektedir[3-5].


Şekil 1: Akut Koroner Sendrom Sınıflandırması[4]


Akut koroner sendromda morbidite ve mortaliteyi azaltmada hedeflenen ilk nokta risk faktörleri üzerinedir. Ancak AKS geçiren bireylerde AKS sonrası fiziksel aktivitede değişim, stres düzeyindeki değişimler, depresyon gibi yaşam kalitesini etkileyen faktörler göz ardı edilmektedir. Kişinin yaş, cinsiyet, iş-aktivite durumu, genetik kardiyovasküler yatkınlık ve geçirilmiş kardiyovasküler hastalıklar kişinin yaşam kalitesi üzerinde değişiklikler meydana getirmektedir. AKS sonrası ortaya çıkan düşük yaşam kalitesi bireylerin tekrar hastane başvuru sayılarını artırmakta, tedaviye olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemekte, günlük iş-yaşam aktivitelerinde azalmaya neden olma ve komplikasyon oranlarını artırarak ölüm riskini ortaya çıkarmaktadır. Bundan dolayı sağlık profesyonelleri AKS anında akut müdahaledeki başarının yanında, risk faktörleri iyi bilinerek bu risklerle tedavi sonrası takip ve psikolojik destekle hastanın yanında olması gerekmektedir. Kardiyak sorunlar sonrası uzun süreli ilaç ve fiziksel aktivitede kısıtlama gereken durumlarda bireylerin anksiyete ve depresyonla mücadelesi için kendilerine olan öz saygılarının yükseltilmesi desteklenmeli ve davranış değişikliği eğitim programlarına hastalar dahil edilmelidir[6-7].




Referanslar

1. Şimşek A.K., Alpar Ş.E. Akut Koroner Sendrom Geçiren Hastalarda Risk Faktörlerinin Belirlenmesi. Turk J Cardiovasc Nurs 2020;11(25):82–89.

2. Aladağ N. ve ark. Clinical Characteristics, Risk Factors and Treatment Methods of the Patients With Acute Coronary Syndrome. Van Tıp Derg 26(4): 505-513, 2019.

3. Aksoy F. ve ark. Investigation of Acetylsalicylic Acid Resistance in Patients with Acute Coronary Syndrome. Sdü Sağlık Bilimleri Dergisi / Cilt 10 Sayı 2 / 2019.

4. Akbaba A. Yaşlı Bireylerin Akut Koroner Sendrom Semptomlarına İlişkin Bilgi ve Tutumları. Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi 2018.

5. Yel P. ve ark. Akut Koroner Sendrom Tanısı Olan Hastaya Sistemler Modeline Göre Uygulanan Hemşirelik Yaklaşımı. Turk J Cardiovasc Nurs 2020;11(24):43–49.

6. Vardar Yağlı N, İnce Dİ, Sağlam M, Çalık Kütükçü E, Arıkan H. Akut Koroner Sendromlu Hastalarda Anksiyete Ve Depresyonu Belirleyen Faktörler. Turk J Physiother Rehabil. 2015; 26(1):40-46

7. Dural G., Sarıtaş S.Ç. Quality of Life in Patients with Acute Coronary Syndrome and Affecting Factors. Journal of Cardiovascular Nursing 2017;8(17):131-141.


Görsel: https://thephysiologist.org/study-materials/acute-coronary-syndromes/

217 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör