beyaz logo.png

Biyoetik ve Genetik

Ayça İrgit - Moleküler Biyoloji ve Genetik, Fen - Edebiyat Fakültesi, İstanbul Teknik Üniversitesi


Yunanca yaşam anlamına gelen “bios” ve ahlak anlamına gelen “ethos” kavramlarının birleşmelerinden oluşan biyoetik terimi ilk olarak 1970 yılında Hollandalı biyokimyacı Van Rensselaer Potter tarafından bilimde hızla cereyan eden yeni gelişmelere değerler sisteminden de karşılık gelebilmesi düşüncesiyle kullanılmıştır[1]. Gittikçe yaygınlaşan kürtaj, ötenazi uygulamaları ile savaş etiği ve idam, kısıtlı tıbbi kaynakların tahsisi, hayvan hakları vb. gibi pratik etik konularının ahlak filozofları tarafından ele alınması ile başlayan felsefedeki bu akım, bir disiplin olarak biyoetiğin kurulmasını sağlamıştır. Biyoetiğin ortaya çıkışında tıp ya da biyomedikal alanlarda ortaya çıkan yeniliklerin yanı sıra, ortaya çıkan bilimsel devrimlerin çevreye ve canlılara karşı gelişen duyarlılığın da büyük bir etkisi olmuştur. Bir süre değerler sistemi ile bilimsel veriler arasında bağ kurma amacıyla kullanılan biyoetik kavramı, günümüzde daha geniş bir terminolojik anlam kazanmış olup tıp, sağlık hizmetleri, biyomedikal ve özellikle son dönemde genetik bilimi alanlarında ortaya çıkan değer sorunlarına cevap sunmaya çalışan uygulamalı bir disiplin olarak tanımlanmaktadır[2]. Biyoetik, insanlığın ve biyoçevrenin barış ve uyum içinde birlikte geçireceği evrimin etik ve felsefi temellerini ortaya koymaktadır. İnsan yaşamının dünyadaki tüm canlılarla uyum içinde sürdürülmesi biyoetiğin temel ilkeleri arasına yer almaktadır[3].


19 Ekim 2005 tarihinde gerçekleştirilen UNESCO Genel Konferansı’nda “Uluslararası Biyoetik ve İnsan Hakları Bildirgesi” ile:

1. İnsan onuru ve insan hakları,

2. Yarar ve zarar,

3. Özerklik ve birey sorumluluğu,

4. Onam,

5. Onam verme yeterliliğine sahip olmayan bireylerin rızası,

6. Bireye saygı ve bireyin bütünlüğüne saygı,

7. Mahremiyet ve sır,

8. Eşitlik, adalet, hakkaniyet,

9. Ayrımcılık yapmamak, damgalamamak,

10. Kültürel farklılıklara saygı ve çoğulculuk,

11. Dayanışma ve işbirliği,

12. Toplumsal sorumluluk ve sağlık,

13. Ortak yararlar,

14. Gelecek kuşakları koruma,

15. Çevreyi, biyosferi ve canlı çeşitliliğini korumak olmak üzere 15 biyoetik ilke benimsemiştir[1].


Biyoetiğin ayrılmaz bir özelliği de çok disiplinli olmasıdır. Biyoloji ve tıptaki gelişmeler biyoetik tartışmaları için argüman üretirken felsefe biyoetiğin takip edeceği yolu çizmiş, hukuk ise bu süreç için adeta lokomotif işlevini yüklenmiş; yasal düzenlemeler ve yargı kararları ise adeta yol haritası olarak sürece rehberlik etmiştir[1].


Genetikte Biyoetik


Biyoetik; ekolojik etik, çevre etiği, tıp etiği, tıbbi biyoetik, klinik etik, klinik biyoetik gibi birçok alt dalı kapsamaktadır[1]. Tıp bilimleri içerisinde yeni olması ve hızlı bir ilerleme göstermesi ile çok geniş ve disiplinler arası çalışmaların yapıldığı bir nitelik taşıması özellikleri nedeniyle genetik alanı biyoetik açıdan öncelikli konuların ele alındığı alanların başında yer almaktadır. Tıbba büyük katkılar sağlayan genetik tanı çalışmaları biyoetiğin ele aldığı temel konulardan biridir. Genetik tanı sürecinin önemli bir parçası olan genetik testlerin uygulanması ile ilgili sorular biyoetiğin bu alanda ele aldığı konuların başında gelmektedir. Genetik testlerin kimlere uygulanacağı, genetik testlerin hangi koşullarda uygulanması gerektiği, bu testlerin çocuklarda uygulanması biyoetiğin ele aldığı ve cevap aradığı sorulardandır[4].


• Hangi durumların hastalık tanımı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği,

• Yapılan DNA analizleri sonucunda hastalıkların erken tanısı ile kişilerin genetik özelliklerine göre sağlık sigortalarına veya iş olanaklarına sahip olmasının toplumda negatif ayrımcılığa yol açacağı; bu negatif ayrımcılığın, genetik yapıdan dolayı sosyal güvenlikten yoksun olma, iş bulamama ve eğitim olanaklarından yararlanamamanın neden olabileceği psikolojik sorunlar,

• Tanı koyucu testlerin uygulanması ile hekim ve hasta arasındaki gizliliğin zedelenmeye başlaması ile ortaya çıkabilecek sorunlar,

• Tedavi olmaksızın yalnızca tanı konulması,

• Araştırma safhalarının henüz tamamlanmadığı ve güvenilirliklerinin ispatlanmadığı genetik testlerin uygulanmasının insan sağlığına olumsuz etkileri,

• Genetik testlerin neden olabileceği bireylerin çaresizlik, kızgınlık, korku, depresyon ve umutsuzluk hissetmedi gibi psikolojik ve duygusal yükler ve riskler genetik tanı testleri ile ilgili biyoetiğin ele aldığı sorulardan ve sorunlardan başlıcalarıdır[4].


Gen araştırmalarında ve genetik uygulamalarda uygulanması gereken etik ilkeler:

  1. Bilgilendirilmiş onam

  2. Sonuçların bildirilmesi

  3. Genetik danışmanlık hizmetinin sağlanması

  4. Gizlilik

  5. Katılımcının araştırmaya bağlı giderlerinin karşılanması

  6. Etik kuruldan izin alınması

  7. Araştırma ve uygulamanın önleme, teşhis ve tedaviye yönelik olması şeklinde sıralanabilir[5].





Referanslar:

  1. Ülman, Y. I. (2010). Etik, Biyoetik, Hukuk: Temel Kavramlar ve Yaklaşımlar. Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, (1), 1-4.

  2. Aşar, H. (2017). İnsan-Merkezcilik Canlı-Merkezcilik İkileminde Biyoetik. Türkiye Biyoetik Dergisi, 4(2), 74-86.

  3. Yıldırım, A. E., & Çobanoğlu, N. (2017). Biyoetik Bir Miras: Geleneksel Yerleşim Biçimlerinde Biyoetik Değerler, Ankyra: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, 1(1): 97-126

  4. Sürmeli, H., & Şahin, F. (2010). Üniversite Öğrencilerinin Genetik Mühendisliği İle İlgili Biyoetik Görüşleri: Genetik Testler Ve Genetik Tanı. Türk Fen Eğitimi Dergisi, 7(2), 119-132.

  5. Konuk, F. Z. (2012). Biyoetik ve Hukuk Yönünden Gen Bilimi. Sağlık Hukuku Makaleleri, 2, 55-79.

27 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ağrı