beyaz logo.png

Epilepsi Hastası Bireylerde Ketojenik Diyet Yaklaşımı

Yeşim Köylüoğlu – Diyetisyen


Epilepsi Hastalığı Nedir?


Epilepsi, dünya çapında en yaygın görülen nörolojik rahatsızlıklardan birisidir. Prevelansı %1 olarak bilinmektedir. Beyinde nöronların normal olmayan şekilde ve aşırı yüklenmesi sonucu gelişen elektriksel aktivitedeki farklılıklar sonucu oluşur. Epilepsi nöbetleri çoğu hastada uygun antiepileptik ilaçlar kontrol edilebilse de bir kısım hastada bu antiepileptik ilaçlar etki etmemektedir. Bu hastalar ilaca dirençli epilepsi grubunu oluşturur[1,2].


Çocuklarda ise epilepsi hastalığı en yaygın görülen nörolojik rahatsızlık olup yine ilaçlarla bu hastaların nöbetleri büyük bir kısmında engellenebilmektedir. Ancak bu nöbetler yetişkinlerin aksine çocuklarda nöronal tamamlanma sağlanmamış olduğu için psikososyal ve bilişsel gelişimi engelleyebilir ve bu çocukların tam kapasitesine ulaşamamasına yol açabilmektedir[3].


İlaçla tedavi edilemeyen epilepsi hastaları için ise çok kısıtlı tedavi olanakları mevcuttur. Bunlardan birisi çok az kişide uygulanabilen bir ameliyat iken diğer tedaviler ise vegal sinir uyarımı ve ketojenik diyettir[1].


Ketojenik Diyet Nedir?


Glikoz tüm vücudun ve beynin başlıca enerji kaynağıdır. Kaslardaki ve karaciğerdeki depolanan glikoz tüketildiği zaman (yaklaşık 24-36 saat) vücut ikincil enerji kaynağı olan yağ depolarına yönelir. Yağ asitlerinin beta-oksidasyonu sonucu ortaya çıkan asetil-CoA’lar karaciğerin mitokondri organelinde asetoasetat, beta-hidroksibütirat ve asetona yani keton cisimlerine dönüştürülür. Bu ketonlardan asetonun fazlası toksiktir ve kendisi enerji metabolizmasında kullanılamaz. Asetoasetat ve beta-hidroksibütirat ise beyin, kas ve kalpte enerji olarak kullanılabilmektedir[1].


Ketojenik diyet, diyette karbonhidratın (KH) kısıtlandığı, yağların ise artırılması prensibine dayanan bir diyet modelidir. Vücut açlık esnasında ketojenik faza girer, ketojenik diyet ise bu açlıkta gelişen durumu yemek yendiği halde sağlar[2].


İlk olarak 1920’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Direnci olan hastalarda bu yıllarda kullanılmaya başlanmıştır. 1940’lı yıllarda yeni bulunan epilepsi ilaçları ile popüleritesini kaybetmeye başlamıştır ancak bazı yan etkiler ve hala direnç gösteren hastaların varlığı ile ketojenik diyet 1990’larda tekrar etkin bir rol sahiplenmiştir[2,3].


Normal şartlarda beyin ketonu birincil enerji kaynağı olarak kullanmaz. Ketojenik diyet ile bu değiştiği için epilepsi nöbetlerinde olumlu sonuçlar gözlemlenmektedir[1].


Ketojenik diyette karbonhidrat ve proteinin toplamı gram cinsinden yağa oranı 1:4 olarak tanımlanmaktadır. Fakat gelişim çağında olan çocuklar ve adölesanların yetersiz protein alımını engellemek amacı ile bu oran 1:2 veya 1:3 olarak uygulanmaktadır. 1 yaşının altında olan bebeklerde ise hipoglisemi geliştirme riskinden dolayı kullanımı uygun görülmemektedir[3].


Ketojenik Diyetin Etki Mekanizması


Bu konuda halen kesin bir yanıt olmamakla birlikte araştırmalar sürmektedir. Bu araştırmaların bulduğu bazı bulgular şu şekildedir: Keton cisimleri tek başına kan-beyin bariyerinden geçer ve beyinde enerji kaynağı olarak kullanılır. Ketozis esnasında beyindeki majör uyarıcı nörotransmitter olan glutamat sinaptik salınımını artırır. Artan sinaptik salınımı ile gama aminobütirik aside dönüşüm, majör inhibitör nöratransmitter ve nöronal inhibasyon gerçekleşir. Aynı zamanda ketojenik diyet sonucu oluşan ketonların ATP üretimini artırması, zararlı olan serbest radikal sayısını azaltması ile mitokondrial bütünlük sağlanmaktadır. Nöronları koruyucu etkisi olduğu ve epilepsi sonucu gelişen mitokondrial bozukluğu iyileştirdiği de desteklenen sonuçlardandır[2].


Yapılan bir çalışma sonucu ilaçlara dirençli epilepsi hastası çocuklarda ketojenik diyet sonucu bu çocukların %16’sında hiç epilepsi nöbeti gözlemlenmemiş. %32’sinin nöbetlerinde %90 kadar, %56’sının nöbetlerinde ise %50 kadar azalma gözlemlenmiştir. Başka bir çalışma ise bu çalışmayı destekler nitelikte olup ketojenik diyet ile nöbetlerde azalma olduğunu gözlemlemiştir[3].


Sonuç


Hipokrat döneminden itibaren varlığı bilinen, ilaçlar ile çoğunlukla kontrol altına alınabilen ve toplumu en çok etkileyen nörolojik rahatsızlıklardan olan epilepsi hastalığı hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülen bir hastalıktır.


Ketojenik diyet ile tedavisi 1920’li yıllarda başlamıştır, 1940’lı yıllarda gelişen ilaçlar ile uygulanması azalmasına rağmen 1990’lardan itibaren artacak şekilde günümüzde de dirençli olan epilepsi hastalarında kliniklerde etkin olarak uygulanmaya devam etmektedir. Hastanın yaşına ve durumuna göre kişiye özel olarak hazırlanan ketojenik diyet sıkı bir takip altında uygulanmalıdır. Bunun için hastanın doktoru ve diyetisyeni ortak olarak çalışmalıdır. Bu konuda ailenin veya birlikte yaşadığı kişilerin iyi bilgilendirilmesi ve konuya hâkim olması önem arz etmektedir.


Ketojenik diyet uygulanmadan ve hazırlanmadan önce diyetisyenin ailenin sosyoekonomik, sosyokültürel ve besin tercihlerini iyi tahlil etmesi şarttır. Hastanın geniş çaplı bir beslenme öyküsü alınmalı ve kademeli olacak şekilde diyet başlanmalıdır. Bu süreçte de aynı zamanda ketojenik diyetin bir komplikasyonu olarak gözlemlenebilen böbrek taşı için sıkı takip sağlanmalıdır. Bu koşullar sağlandığı ve sıkı takibi yapıldığı zaman dirençli epilepsisi olan yetişkin ve çocuklar için ketojenik diyet olumlu sonuç getirebilmektedir.





Referanslar

1. Çetin, B., Köksal, G., Çelik, F. ve Topçu, M. (2013). Epilepsi Hastası Çocuklarda Ketojenik Diyetin Epileptik Nöbet Sayısı Üzerine Etkisi. Beslenme ve Diyet Dergisi: 41(1): 27-34.

2. Ünalp, A. (2017). Çocukluk çağı epilepsilerinde ketojenik diyet uygulamaları. İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Dergisi: 7(3): 169-177.

3. Uyar, G., Ö. ve Şanlıer, N. (2018). Çocukluk Çağı Dirençli Epilepsilerinde Ketojenik Diyet Uygulamalarının Etkisi. Türk Nöroloji Dergisi: 24: 216-225.

75 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör