Evrim Teorisine Kısa Bir Bakış


Ayça Nur Demir, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi

Evrime yönelik fikirler, canlıların ortak bir atadan geldiklerini ve ondan değişim gösterdiklerine dair bilinen kayıtlar, en az M.Ö. 6. yüzyıla, Miletli düşünür Anaksimander‘e kadar gitmektedir. Bugün bilinen anlamdaki Evrim ise Fransız Comte de Buffon‘a aittir. Buffon bu konuda 1749-1804 arasında 44 eser vermiştir. Özellikle 18. yüzyılda bu konularda bir düşünce zenginliğinin oluştuğu gözlemlenmiş ve 1809′da Lamarck, türlerin oluşmasını ebeveynlerin yaşarken elde ettikleri kalıtımlar ve ortama adaptasyon yoluyla oluştuğunu belirtmiştir.


1858 yılında ise hem Charles Darwin, hem de Alfred Wallace aynı anda Linnean Society of London’da iki farklı çalışmada, türlerin doğal seçilim yoluyla evrim geçirdiklerine dair fikirlerini ortaya koyarak ilk kez yayınladılar ve yayınlanan yazı sonucunda bu fikirlerine başka bilim insanlarının incelemeleriyle Evrim teorisi dediler. Diğer bilim insanları ne kadar incelemiş ve tartışmış olsa da bu yayın başlarda pek dikkat çekmedi. Bir yıl sonra 1859 yılında ise Darwin, “Türlerin Kökeni” isimli kitabını yayınladı ve bu kitabında Evrim teorisini daha iyi açıkladığı ve evrim süreçlerine dair daha derin ve çarpıcı açıklamalar getirdiği için artık bilim dünyasında da giderek daha çok saygı görmeye ve evrimin gerçek olduğu kabul edilmeye başlandı.

Darwin’in buna rağmen açıklayamadığı şey, canlıların bu tür özelliklerini nesillerden nesillere nasıl aktarabildikleri ve bu özelliklerin sahip olduğu farklı değişimlerinin soya çekimde neden birbirlerine karışmadığıydı. Çünkü o zamanlarda Gen ve DNA bulunmamıştı ve Darwin de bunların genetik temellerini bilemiyordu. Bu mekanizmayı açıklayan ve mekanizmanın anlaşılmasını sağlayan bilgileri ise 1865′te Gregor Mendel açıkladı. Mendel’in araştırmaları belirli özelliklerin önceden söylenebilir ve kesin tanımlanabilir bir şekilde gelecek nesillere kalıtımla nasıl bırakıldığını açıklıyordu. Öte yandan Mendel de henüz DNA ve genlerin olduğunu bilmiyordu.

Biraz daha geriye gidersek, Darwin’den önce Lamarck’a göre tüm canlılar ortak bir atadan gelmekte ve canlının yaşadığı ortamda meydana gelen çevresel bir değişiklik, bu ortama adapte olmaya çalışan canlı türünün birçok üyesinde değişikliğe neden olmaktaydı. Örneğin Lamarck’a göre kullanılan organ ve sistemler gelişiyor, kullanılmayan organ ve sistemler ise köreliyordu. Yeni kazanılan bu özellik ise gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılabiliyordu. Bu durum canlıların türleşmesine, oluşan bu türlerin adaptasyonuna ve değişimine yol açıyordu. Lamarck’ın bilinen en ünlü örneğine göre zürafaların boyunları yüksek dallardaki yaprakları yiyebilmek için uzun uğraşları sonucunda uzamıştır ve bu özellik sonraki nesillere aktarılıp o türün yeni bir özelliği olmuştur.

Charles Darwin ve Alfred Wallace’e göre ise tüm canlılar ortak bir atadan geliyordu. Canlı türlerinin değişime uğramasının ve farklı çeşitlerin oluşmasının sebebi ise Lamarck’ın öne sürdüğü gibi çevresel değişikliklerle kazanılan özelliklerin ve becerilerin gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılması değil, rastgele bir türün bireyleri içinde önceden var olan farklılıklar ve değişkenliklerden ve bu bireylerden çevre şartlarına daha adapte olabilenlerin diğerlerinden daha elverişli şartlar bulup daha çok çoğalabilmesiydi. Kısacası Darwin’e göre Evrim çevreye uyum gösterebilme, adaptasyon ve doğal seleksiyonun bir sonucuydu. Lamarck’a göre ise çevreye uyum sağlama ihtiyacının bir sonucuydu.


Yukarı paragraftaki zürafa örneğimize geri dönecek olursak Darwin’e göre uzun boyunlu zürafaların açıklaması şu şekilde: ‘’Önce kısa boyunlu zürafaların olduğunu, bunların arasında bazı uzun boyunlu zürafaların olduğu ve bu uzun boyunlu zürafaların beslenmelerinin daha iyi olmasından dolayı kısa boyunlu zürafalara göre iyi bir avantaja sahip oldukları ve besin kıtlığı olduğu dönemlerde uzun boyunlu olmalarından dolayı yüksek ağaçlardaki yaprakları yiyerek hayatta kaldıkları, kısa boyunlu olanların ise doğal seleksiyon sonucu zamanla azalarak yok olduklarını’’ söyler. Bu anlamda Darwin’e göre rastgele değişimler daha önce de vardır ve doğanın düzenleyici etkisi olan doğal seleksiyon ise sonradan devreye girer.


Darwin, evrime etki eden faktörlerin, günümüzde olduğu gibi geçmişte de aynı şekilde, eşit oranlarda ve sabit bir şekilde etkilediğini düşünüyordu. Fakat bu konuda yanılıyordu. Darwin’in doğal seçilim konusunda yazdıkları Evrim teorisinin temelini oluşturmasına rağmen, kalıtsal değişimler ile çevrenin etkisi sonucu meydana gelen değişiklikler arasındaki farklılığın ve bu faktörlerden tam olarak hangisinin daha baskın rol oynadığının tam olarak bilincinde değildi.


Evrimin mekanizmasının anlaşılması ancak daha sonraki yıllarda, Mendel’in çalışmalarının başka bilim adamlarınca keşfinden ve incelemelerinden sonra mümkün olabildi. Buna rağmen hala günümüzde de evrime etki eden faktörlerden hangilerinin hangi durumlarda daha çok rol oynadığı bilim dünyasında tartışılmaktadır ve her geçen gün bu ilişkilere dair yeni bilgi ve bulgular ortaya çıkarılmaktadır. En önemlisi populasyon genetiğinin ortaya çıkardığı sonuçlar, Darwin’in evrim teorisinin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuş, bunun yanında Modern Evrimsel Sentez Kuramı’nın oluşmasına yardımcı olmuştur. 1950′li yıllardan sonra moleküler biyoloji de evrim araştırmalarına dahil olmuş ve 1970′li yıllarda daha tutarlı veriler elde edilebilmiştir.


Darwin ile Mendel’in arasındaki görüş farklılıklarını ise 1930 yılında Biyolog Ronald Fisher çözerek açıklığa kavuşturmuştur. Ronald Fisher’in çalışmaları bu anlamda Darwin’in açıkladığı doğal seleksiyon mekanizması ile Mendel’in kalıtım kurallarını birleştirerek başarıyla sonuca ulaştırdı ve evrim süreçlerine etki eden mekanizmaların birbirleriyle de ilişki içinde olduğunun anlaşılmasını sağladı. Daha sonra Ernst Mayr bu bulguları değerlendirerek ortaya konulan bu bilgilerin Hücre Biyolojisi ve Populasyon Biyolojisi alanlarında kullanılabilmesini sağladı.


DNA’nın 1944′te ilk kez Oswald Avery tarafından bulunması ve bunun genetik materyal olduğunun anlaşılması, sonra 1953′de James Watson ile Francis Crick‘in DNA yapısını çözmeleri ile de bu sefer kalıtımın da temelleri olduğu anlaşıldı. Bunun sonucunda evrim mekanizmalarında genetiğin rolüne dair daha çok açıklamalar getirilebildi. O zamandan beridir genetik ve moleküler biyoloji evrim biyolojisinin de temel unsurları oldu.






Kaynakçalar

1. Mayr, Ernst, 1982. The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge

2. Mayr, Ernst, 1988. Toward a New Philosophy of Biology: Observations of an Evolutionist. The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge

3. Lamarck, Jean Baptiste. 1990. The Zoological Philosophy, çev: Hugh Elliot, Macmillan, London

4. Osborn, F. 1899. From Greeks to Darwin, Macmillan and Co., USA

5. Nordenskiöld, E. 1928. The History of Biology

6. Gürel, A. O. 2001. Doğa Bilimleri Tarihi, Ankara

7. Collingwood, R. 1954. The Idea of Nature

8. Sarton, G. 1927. Introduction to the History of Science, Baltimore. C.III. 2.Kısım.

9. Bowler, P. J. 1984. Evolution The History of an Idea

10. Dobzhansky, T. 1961. Evolution, Genetics and Man, John Wiley and Sons. New York

11. Marganyan, P. 2018. Evrimin Gerçekten Yaşandığını Nasıl Bilebiliriz?, Ege Üniversitesi, İzmir

12. Avise, J. C. 1994. Molecular Markers, Natural History and Evolution

0 görüntüleme

Türkiye'nin Tek Popüler Genetik Bilim Dergisi

Bezelye Dergi ISSN: 2587-0173

Bizi Takip Et
  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Instagram Simge
  • White Twitter Icon
  • Icon-gmail
  • kisspng-white-logo-brand-pattern-three-d
  • images
  • medium
  • Dergilik
  • YouTube

© 2019 by Bezelye Dergi