beyaz logo.png

Genetik ve Beslenme’nin İlişkisi: Nutrigenetik

Seda Koca – Beslenme ve Diyetetik, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi


Giriş


Beslenme, sürekli olarak gelişen dinamik bir bilim dalıdır. Canlı organizmaların var olduğu neredeyse her yerde beslenmeden de söz etmek mümkündür. Organizmanın yaşamsal bir takım gereksinimlerini karşılayabilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Kişi beslenme işlevini yeteri kadar yerine getiremezse, vücutta buna bağlı eksiklikler meydana gelebilmektedir. Bu eksikliklerin bir kısmı kronik hastalık durumuna yol açabilir.


Hastalıkların kronik duruma geçmesi, bireyin gelecek nesilleri hakkında bizleri düşündürmektedir. İşte bu durumda işin içerisine genetik bilimi de dâhil olmaktadır. Genetik, bilinen ismiyle kalıtım bilimi; vücudumuzda bulunan bazı şifreleri aydınlatmada bizlere yardımcı olur. Günlük hayatta duyduğumuz kalp-damar hastalıkları, diyabet (şeker), osteoporoz (kemik erimesi) gibi birçok hastalığın ortaya çıkmasında büyüklerimizden bizlere geçen genler rol oynamaktadır. Yani beslenmemiz ile genlerimizin arasında bağ kuran bilim, nutrigenetiktir.


Nutrigenetik ve İncelediği Hastalıklar


1975 yılında nutrigenetik terimini ilk kez Dr. R.O. Brennan, Nutrigenetik adlı kitapta kullanmıştır [1]. Nutrigenetik, bireylerin sahip oldukları genetik farklılıkların diyet-hastalık ilişkisi üzerindeki etkisini araştırır. Beslenme tedavisi, aslında ilaç gibi bireylere uygulanır. Başka bir deyişle, kişisel veya kişiye özel beslenme olarak tanımlanabilir.


Tükettiğimiz her besin maddesi farklı bireylerde aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu duruma toplumda sıkça rastlanılan laktoz intöleransını örnek verebiliriz. Bu hastalığa sahip kişiler süt ve süt ürünlerini tükettiklerinde kaşıntı, döküntü ya da hazımsızlık yaşarlar. Fakat her birey, süte karşı aynı tepkiyi vermez. Sadece bu örnekten bile bireysel beslenmenin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde işlenmiş gıdaların tüketimiyle birlikte bu tip kalıtımsal hastalıklar daha çok ön plana çıkmıştır.


Nutrigenetik deyince bizi ilk karşılayan hastalık obezite olmaktadır. Obezite, enerji alımı ile toplam enerji harcaması arasındaki dengesizlikten kaynaklanan ve birçok metabolik yolun değişmesiyle ilişkili çok faktörlü bir kökene sahip tıbbi bir durumdur [2]. Bu dengesizlik, vücutta kilo olarak gördüğümüz yağ birikmesine yol açar. Obezite, diğer hastalıkların ortaya çıkmasına veya gelişmesine katkıda bulunabileceği için farklı bir öneme sahiptir. Obez olan ve aynı yaşam biçimine devam eden kişilerde, kan şekerini düzenleyen hormonlar olan insülin ve glukagon; bir süre sonra işlevini kaybetmeye başlar ve tip-2 diyabet dediğimiz şeker hastalığı ortaya çıkar [3].


Aile öyküsünde şeker hastalığı bulunan bireylerde, bu hastalığın görülme oranı daha yüksek olmaktadır. Bunun farkında olan bireylerde doğru zamanda uygun diyet müdahalesi yapıldığında, bu hastalığı ortaya çıkaracak genler baskılanmış olur ve hastalığın görülme oranı seyrek olabilir. Böyle bir durumda genetik bilimi ile uğraşan bir uzmana danışmak doğru olacaktır. Sağlık, multidisipliner bir alandır yani gerekli olduğunda ilgili çalışma birimleri birlikte durumu değerlendirmelidir.


Diğer hastalıklar arasında; beslenmemiz sırasında fazlaca sağlıksız yağların tüketimi sonucu ortaya çıkan kolesterol, fenilalanin hidroksilaz enzimi eksikliği sonucu ortaya çıkan ve hastalığa sahip kişilerin ömür boyunca diyet yapmasını gerektirecek fenilketonüri hastalığı, bazı işlenmiş gıdaların fazlaca tüketilmesi ile ortaya çıkabilecek kanser türleri, laktaz enzimi yetersizliğinde ortaya çıkacak olan laktoz intöleransı, genetik geçişli olduğu düşünülen ülseratif kolit ve crohn hastalığı gibi birçok hastalık kalıtım ile bağlantısı olabileceğinden nutrigenetiğin incelemesi altındadır.


Sonuç


Çok tüketilen besin maddeleri insan genlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bir besinin, kişinin sağlığını ne derece etkileyeceği o kişinin genetik yapısıyla ilgilidir. Beslenme ile ilgili bazı genler ve bu genlerde görülen varyasyonların (aynı türün bireyleri arasındaki farklılıklar), bireylerde kronik hastalıkların görülme sıklığında, hastalığın başlaması, ilerlemesi ve şiddeti üzerinde etkisi olabilir. Bireylerin beslenmelerinde; o bireyin genetik yapısı, gıda ihtiyacı ve beslenme durumu ile ilgili verilere dayanarak yapılan düzenlemeler, kronik hastalıklar için koruyucu, hastalığın şiddetini azaltıcı ve tedavi edici olabilmektedir.


Tükettiğimiz besinlerin hayatımız üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Günlük hayatımızda sık sık başka kişilerle kendimizi kıyaslarken “x kişisi çok hızlı kilo veriyor, ben veremiyorum, aynı kilodayız ama bana su içsem yarıyor” gibi cümleler kurmaktayız. Unutulmamalıdır ki yediğimiz çoğu şeyde besin-gen ilişkisi vardır. Her bireyin genotipi (soy yapısı) farklı olduğu için besinlerden aldığı etki de vücutlar arasında farklı tepki göstermektedir. Birçok rahatsızlıklar da genetik farklılardan oluşmaktadır. Aslında dengeli ve sağlıklı bir yaşayış için her bir kişinin genetik yapısı göz önünde bulundurularak beslenme şekli düzenlenmelidir. Böylece genetik özelliklere göre kişiye özel beslenme planı oluşturulması mümkün olacaktır.





Referanslar:

  1. Farhud, D., Zarif Yeganeh, M., & Zarif Yeganeh, M. (2010). Nutrigenomics and nutrigenetics. Iranian journal of public health, 39(4), 1–14.

  2. Goni, L., Cuervo, M., Milagro, F. I., & Martínez, J. A. (2015). Future Perspectives of Personalized Weight Loss Interventions Based on Nutrigenetic, Epigenetic, and Metagenomic Data. The Journal of nutrition, 146(4), 905S–912S. https://doi.org/10.3945/jn.115.218354

  3. Zduńczyk, Z., & Pareek, C. S. (2009). Application of nutrigenomics tools in animal feeding and nutritional research. Journal of Animal and Feed Sciences, 18(1), 3-16.


54 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör