Kronik Yorgunluk Sendromu


Aylin Baytöre - Eczacılık Fakültesi, İstanbul Üniversitesi

Yorgunluk, her zaman hissedilebilir ve enerji yokluğu olarak bilinir. Toplumun yaygın şikayeti olmakla beraber geçici bir süreçtir. 3 farklı kategoride sınıflandırılmıştır. Uzamış yorgunluk (UY), en az 1 aydır devam eden yorgunluktur. Kronik yorgunluk (KY), en az 6 aydır devam eder ve dizabiliteye sebep olan türdür. Kronik yorgunluk sendromu (KYS) ise 6 aydır devam eden ve herhangi bir klinik nedenle açıklanamayan durumdur. KYS, bireyin sosyal, mesleki, eğitimsel ve ruhsal fonksiyonlarını sınırlandırır. Beceri gerektiren işlerde yavaşlama ve problem çözme gibi yeteneklerde gerileme vardır. [1]


Klinik Tanım


Zihinsel veya fiziksel efor veya hastalık kaynaklı aşırı yorgunluk halidir. Kesin olarak tanımlanması ve ölçülmesi zordur. Azalmış konsantrasyon, motivasyon ve hafıza ile merkezi; semptomların kaslara yönlendirilmesi ile periferik düzeyde kendini gösterir. [2]


Kronik Yorgunluk Sendromu, 1988’de Holmes ve arkadaşları tarafından, ciddi yorgunluk, halsizlik, ve kognitif bozukluklar gibi spesifik olmayan semptomların kombinasyonu için tanımlanmış bir terimdir. Bu sendrom önceden miyaljik ensefalomiyelit, Royal Free Disease veya kronik Epstein Barr virüsü enfeksiyonu olarak biliniyordu. [2]


KYS tanısı, karakteristik semptomlara ve psikiyatrik bozuklukların dışlanmasına dayanır.


Majör Kriterler


Altı aydan uzun süren herhangi bit tıbbi nedenle açıklanmayan yorgunluk

Aktivitelerin azalması


Minör Kriterler (Aşağıdakilerden en az 4 tanesi)


Şekil 1: Tanı kriterleri [1]

Epidemiyoloji


KYS, kadınlarda erkeklere kıyasla en az iki kat daha fazla görülür. Azınlık gruplarda, düşük eğitim ve meslek statüsüne sahip bireylerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bununla beraber coğrafi konumun bu yayılımı etkilediği görülmemiştir. İkiz çalışmalar, genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığını gösterir. Yapılan değerlendirmelerde hastalığın bulaşıcı olduğunu gösteren herhangi bir veri yoktur.[2]


Avustralya’da yapılan bir çalışmada, hekim tarafından KYS tanısı konmuş hastaların (ME/ICC kriterlerine göre yapılmış) yaygın olarak 45-55 yaşları arasında olduğu görülmüş. Başlangıç yaşı ise 25-35’tir.[2]


Patofizyoloji


Etiyopatogenezi kesin olarak bilinmemekle beraber birçok faktör öne sürülmüştür. Bunlardan bazıları aşağıda sıralanmıştır.


-Gıda İntoleransı

-Nonspesifik enfeksiyonlar

-İmmünolojik faktörler: Serum IgG ve subtriplerinde azalma, atopi prevalansında artış

-Nöroendokrin sistem: Hipotalamo-hipofizer-adrenal aksta bozukluk, otonomik disfonksiyon, serotonin ve dopamin reseptör antagonistlerine artmış duyarlılık


Bu konuda bazı hipotezler de ortaya konmuştur. [3]


Viral/Bağışıllık Hipotezleri


Uzun yıllar KYS’nin bir enfeksiyona karşı verilen ısrarlı bir yanıt olduğu düşünüldü. Epstein-Barr virüsü, grup B Coxsackie virüsü, hepatit C, insan T hücresi lenfotrofik virüsü ve enterovirüsler etiyolojik ajanlar arasında gösterilmiştir. Ancak bugüne kadar KYS’nin belirli bir enfeksiyondan kaynaklandığına dair net bir kanıt yoktur. [2]


Mitokondriyal Hipotez


Mitokondri enerji üretiminde görevlidir bu yüzden bozulmuş mitokondriyal fonksiyon hipotezi KYS’nin temelini oluşturduğu öne sürülmüştür. Çeşitli çalışmalar vardır ancak bunlar onay gerektirir. [2]


Stres Sistemi


Stres, homeostazın tehdidi olarak bilinir. Stres sistemi, kortizolün ana aracı olduğu hipotalamik-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini ve epinefrin katekolaminleri içerir. Glukokortikoidler ve katekolaminler stres tepkisine aracılık eder. Stres, hipotalamusun paraventriküler çekirdeğinin uyarılmasına böylece nöropeptidlerin kortikotropin salgılayan hormon (CRH), vazopresinin (AVP) hipofiz portal kan sistemine salınmasına neden olur. CRH ve AVP’nin etkisiyle adrenokortikotropin (ACTH) salımı uyarılır. ACTH salgısı stresten, ışığa bağlı bir sirkadiyen ritimden ve hipotalamustaki geri bildirimden etkilenir. Stresin neden olduğu kortizol salgılanması merkezi sinir sistwmini harekete geçirir. Kan basıncı, kan şekeri yükselir ve doku hasarını önlemek için inflamatuvar yanıtı baskılar. [2]


Birkaç çalışma grubu KYS’de bazal ve uyarılmış hipofiz-adrenal fonksiyonu incelemiş. Bu eksende iki farklı kalıtsal bozukluk tanımlamış, burada yorgunluk başlıca semptomdur. Bunlar glukokortikoid direnci ve globülin geninin mutasyonlarını içerir. Bu bozukluklar nadirdir ancak kronik yorgunluğa neden olabileceği düşüncesini güçlendirir. [2]


Yönetim


Başlangıçta en sık görülen şikayetler ateş, boğaz ağrısı, kas güçsüzlüğüdür. Zamanla kas ağrısı ve unutkanlık artar. Kişiye özgü fiziksel ve sosyal tedavi planı geliştirme, kişiyi ve ailesini sosyal yaşantı konusunda destekleme, düzenli şekilde hastayla iletişim kurma KYS tedavisinde esastır.


Farmakolojik Olmayan Yönetimler

-hipoglisemiyi önleyecek bir şekilde dengeli diyet

-stresin azaltılması

-egzersiz

-psikoterapi [3]


Farmakolojik Yöntemler


Uzun süreli remisyon sağlayacak bir ilaç henüz gösterilmemiştir. Enerji sağlama, uyku bozukluklarına düzenleme, nöropatik ağrı, kas ve eklem ağrıları, depresyon, anksiyete için çeşitli ilaçlar önerilmiştir.

Ağrı ilaçları: COX-2 inhibitörleri dahil olmak üzere nonsteroidal antienflamatuvar ilaçlar, ağrı ve iltihabı hafifletmek için kullanılır. Opioid ilaçlar bağımlılık yapar ve bu nedenle sadece çok şiddetli vakalarda mümkün olan en kısa sürede kullanılır. [4]


Trisiklik antidepresanlar: Uykuyu ve yorgunluğun şiddetini iyileştirmede başarıları görülmüştür. Burada kullanılan dozlar depresyon tedavisinde kullanılan dozlardan daha düşüktür. [4]


Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri: Fluoksetin, sertralin, paroksetin gibi birçok madde, hastalık sürecine eşlik eden veya bir sonucu olarak ortaya çıkan depresyon ve anksiyeteyi tedavi etmek için kullanılmıştır. [4]


Yeni Tedaviler ve Denemeler: Rintatolimod, antiviral bir ilaçtır. Rituksimab, B hücrelerinin tükenmesine neden olan anti-CD20 monoklonal antikordur. Bu ilaçların güvenlik ve etkinlik çalışmaları devam etmektedir. [4]


Sonuç olarak; KYS nedenleri anlaşılamamış bir hastalıktır. Sebep olan mekanizmaların anlaşılması için nörolojik, endokrin ve immünolojik sistemler arasındaki etkileşimlerin anlaşılması gereklidir. Tanı konulduktan sonra hastanın dikkatli bir şekilde izlenmesi önerilmektedir. Çeşitli destek yöntemleri, rehabilitasyon yöntemleri, kademeli arttırılan egzersizlerin yararı görülmüştür. Multidisipliner olarak desteklenen hastaların normal işgücünü kazanabildikleri gözlenmiştir. [5]





Referanslar

1. DURMUŞ, D., & BÖLÜKBAŞI, N. (2007). Kronik Yorgunluk Sendromuna Güncel Bir Bak›f. Turkish Journal of Physical Medicine and Rehabilitation, 69-73.

2. ABDULLA, D., & Torpy, B. (2017). Chronic Fatigue Syndrome. Endotext Endocrinology Book.

3. BOZDEMİR, N., & SOFUOĞLU, S. (2001). Kronik Yorgunluk Sendromu: Derleme. Türk Klinikleri J Psychiatry, s. 51-59.

4. Sapra, A., & Bhandari, P. (2020 Jun). Chronic Fatigue Syndrome. Statpearls.

5. Fidaner, H. (1999). Kronik Yorgunluk Sendromu. KLİNİK PSİKİYATRİ (s. 261-265). içinde İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi.