Oksidatif Stres Ve Yaşlanma Teorileri


Tuğba Cici-Leoxygen Biyoteknoloji Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi

Yaşlanma dejeneratif, biyolojik, zamana bağlı ve evrensel olarak korunan bir süreçtir. Dolayısıyla morbidite ve mortalite için en yüksek risk faktörlerinden biri olarak bilinmektedir. Yaşlanmayı hem çevresel koşullar (%75) hem de genetik (%25) nedenler oluşturduğu için her bireyin kendi yaşlanma mekanizmaları mevcuttur. Şimdiye kadar yaşlanmayla ilgili birçok teori açıklanmıştır ancak bu teoriler yaşlanma mekanizmasını net olarak aydınlatamamıştır.


Sağlıklı bir insanın ortalama yaşam süresi 80 yıldır. Yaşlanma, ölüm ve çeşitli patofizyolojik koşullara yol açmaktadır. Muhammad ibn Yusuf el-Harawi, yaşlanma üzerine ilk araştırmayı 1532'de "Ainul Hayat" adlı kitabında gerçekleştirmiştir. Yaklaşık 5 yüzyıl geçmesine rağmen yaşlanmanın altta yatan nedenleri ve mekanizmaları hala belirsizdir.[1]



Yaşlanma ile ilgili çok sayıda teori ortaya atılmıştır. Nitekim, bilim camiası tarafından canlı organizmaların neden ve nasıl yaşlandığını ve yaşlanmanın altında yatan nedenleri açıklamak için birçok mekanik ve evrim teorisini içeren 300'ün üzerinde teori oluşturulmuştur. Ancak tek bir teorinin bile evrensel olarak uygulanabilir olduğu kanıtlanmamıştır. Örneğin, "somatik mutasyon" teorisine göre, somatik mutasyon ve artmış DNA hasarı yaşlanma ile ilişkiliyken, "telomer kaybı" teorisi yaşla birlikte somatik dokularda ilerleyici telomer kısalması ile ilişkili hücre bölünme kapasitesinin azaldığını öne sürmektedir. Bunun dışında "değiştirilmiş proteinler ve atık birikimi" teorisi, belirli faktörlerin bazı yaşa bağlı rahatsızlıklar ile ilişkisi olduğunu varsaymaktadır.[1]


Yaşlanmanın arkasındaki mekanizmalarla ilgili olarak bilim camiasına hala cevaplanmamış bazı sorular mevcuttur. Bununla birlikte oksidatif stres teorisi, mitokondriyi yaşlanma sürecine götüren organellerden biri olarak gören ünlü teorilerden biri olarak kabul edilir. Yaşlanmayla ilişkili birçok reaktif oksijen türü (ROS) endojen ve eksojen olarak üretilmektedir.[1, 2]


Mitokondriyal ROS, yaşlanma süreci ile yakından ilişkilidir. ROS'un hücreye zarar verdiği bilinmesine rağmen, yeni kanıtlar bunların biyolojik ve fizyolojik süreçleri düzenlemek için sinyal iletimindeki rolünün olduğunu da bildirmektedir. Ayrıca mitokondrinin yanı sıra peroksizom ve endoplazmik retikulum gibi diğer önemli hücre organelleri de yaşlanmaya neden olan ROS’ları üretmektedir. Bununla birlikte insanları ROS'un zararlı etkilerinden koruyan, antioksidanlar adı verilen serbest radikal temizleyiciler bulunmaktadır.[1]

Oksidatif hasar, serbest radikallerin aşamalı olarak aşırı üretimi veya antioksidanların daha az bulunabilirliği nedeniyle serbest radikallerin birikmesi ile oluşmaktadır. Oksidatif hasar, çok çeşitli biyomoleküler hasarlara yol açabilmektedir. "Oksidatif stres" terimi ilk olarak 1970'lerde ve 1980'lerde çeşitli zararlı süreçler için kullanılmıştır.[1]


Bununla birlikte, daha sonra potansiyel olarak hasarlara yol açan oksidanların lehine antioksidanlar ve oksidan dengesizliği olarak tanımlanmıştır.[1, 3]

ROS'un gereğinden fazla artışı sitokinin sentezini artırabilmekte ve inflamasyonun da artmasına yol açarak daha fazla ROS oluşumunu tetiklemektedir. Oksidatif stres; yaşlanmanın gelişiminde, dejeneratif hastalıklarda ve çeşitli kronik hastalıkların gelişiminde rol oynamaktadır. Bu hastalıklar arasında otoimmün bozukluklar, inflamasyon, kanser, artrit, nörodejeneratif ve kardiyovasküler hastalıklar vardır. Oksidatif stres aktif olarak birçok anormalliği tetikleyebilmektedir. Bu nedenle birçok hastalığın ve sağlık sorununun başlamasına neden olabilmektedir.[1, 4]


Oksidatif stres nedeniyle biyo-sinyalizasyonda bozulma ve ardından özellikle yaşlılıkta çeşitli patofizyolojik olaylar meydana gelebilmektedir. Oksidan-antioksidan mekanizmalar arasındaki hassas denge korunursa, ROS’un modülasyonu, inaktivasyonu ve üretimi hem patolojik hem de fizyolojik koşullarda sürekli olarak gerçekleşmektedir.[1]


Oksidatif stresin etkilerini engellemek için ekzojen antioksidan kaynaklar çok önemlidir. Bu ekzojen antioksidan kaynakalar arasında beta-karoten, koenzim Q10, E ve C vitaminleri, lipoik asit, glutatyon, koenzim Q10, fitoöstrojenler, polifenoller, selenyum, çinko ve manganez vardır. Endojen antioksidanların tükenmesi, antioksidan desteği ile durdurulabilmekte ve dolayısı ile oksidatif hasarı hafifletmektedir. [1]

Meyveler, sebzeler, çay, kahve, baharatlar ve kabuklu yemişler antioksidanların başlıca kaynaklarıdır. Bunlar öncelikle fenolik bileşikler, vitaminler ve flavonoidlerdir. Antioksidanlar kardiyovasküler hastalıkları, diabetes mellitus hastalığını ve diğer birçok hastalığın etkilerini hafifletmektedir.[1]


Yaşlanma sürecini geciktirmede nutrasötikler ve antioksidan içeren fonksiyonel gıdalar önemli bir rol oynamaktadır. Farklı yaşlanma modelleri üzerinde yapılan bir araştırma, bazı antioksidanların ve kalori kısıtlamasının uzun ömürlülük ile ilişkisni göstermiştir.


Endojen antioksidanların (glutatyon, katalaz, süperoksit dismutaz) hücrelerde serbest radikalleri temizleyerek yaşlanmadan korumadaki etkileri bilinmekle birlikte, eksojen antioksidan takviyelerin yaşlanmadaki rolü daha fazla araştırmayı gerektirmektedir. Çeşitli araştırmalar, antioksidan takviyelerinin memelilerde yaşam süresini uzatamadığını göstermiştir.[1]


Başka bir araştırmada ise, oksidatif stresin etkilerini önlemek için sağlıklı bir beslenme programının tavsiye edildiğini ancak besinlerin antioksidan etkiler gösterebildiği moleküler mekanizmaların ne olduğu tam olarak anlaşılmadığı gösterilmiştir.[1]


Sonuç olarak yaşlanma, dünya çapında artan yaşlı nüfusu nedeniyle küresel bir sağlık sorunudur. Yaşlanmayı durdurulamaz fakat doğal yaşlanma sürecini bir takım önleyici tedbirler alarak sağlıklı bir yaşlanma sürecine dönüştürebilmektedir. Çevresel parametreler de büyük oranda yaşlanmaya ilişkili olduğundan, ROS üreten çevresel faktörlere dikkat edilmelidir. Bu nedenle beslenme programında, oksidanlar ve antioksidanlar arasındaki dengenin korunması önemlidir.[1] Sağlıklı yaşlanma sürecine yardımcı olabilecek antioksidanlardan zengin besinler faydalı olabilmektedir. Yaşlanma ile ilgili tam olarak aydınlatılmamış birçok mekanizma vardır. Bu mekanizmaların aydınlatılması yaşlanma sürecinde etkili tedavilerin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır.





Referanslar

  1. Warraich, U. E., Hussain, F., & Kayani, H. (2020). Aging - Oxidative stress, antioxidants and computational modeling. Heliyon, 6(5), e04107. https://doi.org/10.1016/j.heliyon.2020.e04107

  2. Liguori, I., Russo, G., Curcio, F., Bulli, G., Aran, L., Della-Morte, D., Gargiulo, G., Testa, G., Cacciatore, F., Bonaduce, D., & Abete, P. (2018). Oxidative stress, aging, and diseases. Clinical interventions in aging, 13, 757–772. https://doi.org/10.2147/CIA.S158513

  3. Romano, A. D., Serviddio, G., de Matthaeis, A., Bellanti, F., & Vendemiale, G. (2010). Oxidative stress and aging. Journal of nephrology, 23 Suppl 15, S29–S36.

  4. Cui, H., Kong, Y., & Zhang, H. (2012). Oxidative stress, mitochondrial dysfunction, and aging. Journal of signal transduction, 2012, 646354. https://doi.org/10.1155/2012/646354







66 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Türkiye'nin Tek Popüler Genetik Bilim Dergisi

Bezelye Dergi ISSN: 2587-0173

  • Beyaz Facebook Simge
  • Beyaz Instagram Simge
  • White Twitter Icon
  • Icon-gmail
  • kisspng-white-logo-brand-pattern-three-d
  • images
  • medium
  • Dergilik
  • YouTube

© 2019 by Bezelye Dergi