beyaz logo.png

Teleonomi

Nurhayat Kayar - Biyoloji Öğretmeni, Baksan Mesleki Eğitim Merkezi


Yaşam sorgulandığında daha çok karşımıza çıkan felsefeye ve psikolojiye dair yaklaşımlar mesele biraz daha ileriye gidince bizi atomun parçalanmasına kadar götürür. Aslında belki de ilk insandan bugüne kadar yaşanan süreçte ortaya konulmaya çalışılan şey yaşamın nasıl ve niçinleri. Bu açıdan baktığımızda düşüncenin evrimsel basamaklarında kapsamı ve cevabı değişen bu soruların açıklama yapmaya çalıştığı konu hep yaşam olmuş durumda. İşte insanoğlu yaşamıyla ilgili sorunları ortaya koyarken ortaya çıkan bilim bu felsefi konuların kaynağına ulaşmaya çalışırken pek çok yöntem kullandı. Özellikle konu insan olduğunda ise biyoloji, canlıyı inceleyen bilim dalı olarak düşüncenin evrimine katkı sağladı. Belki de konu canlılık olunca yaşam konusundaki sorguların niteliği ve niceliği biyoloji ile birlikte bir çok bilimin gelişmesine katkı sağladı. Zaten evrimsel süreçte son basamak olan insanın düşünsel süreçteki evrimi esnasında ortaya çıkan bilimin sorgulamaya başladığı ilk canlı ve onun canlılık sürecinin ardından gelen yeni canlı türleri tam da bu noktada özellikle biyolojinin konusu oldu. Canlılar söz konusu olunca biyolojinin konusu olan yaşam aslında “rastlantı” ve “zorunluluk” kavramlarını içine alan cevaplarla felsefesini oluşturmaya başlamıştır. Ve sonrasında yaşam doğayı anlamlandırmaya çalışan insanın kendi yapıp ettiği suni cisimlerle doğal olanları anlamlandırmaya çalışması ile süreci amacın ne olduğun dair söylemlere götürmüştür. İşte bu noktada Monod bütün yapma nesnelerin canlıya ama özellikle insana ait eylemlerin bir ürünü olması nedeniyle canlının böylece hem yapıp ettikleri hem de kendi bünyesi aracılığıyla ne çeşit bir gayeye yönelik olduğunu anlamaya çalışmıştır. Monod canlılardaki gayeye yönelmişlik, görev yaparlık biçiminde görünüme çıkan özelliklerini Teleonomi terimiyle belirlemiştir. Monod’a göre bir varlığa canlı diyebilmek için gerekli ilk ayırt edici özelliği aşırı derecedeki karmaşık yapılarının biçimlenişi, içten içe özerkçe işleyen bir çeşit determinizmdir (gerekircilik). Bu gerekircilik ise evrendeki yerimizi sorgularken canlı varlıkların doğasını ve cansız varlıklarla ilişkisini daha iyi anlama çabasından doğmuştur. Bu anlamda aslında insanlığı büyüleyen ve düşündüren temel soruları içine almaktadır.


Şekil 1: Canlı ve cansız sistemlerin amaca yönelik birlikteliği[4].


İşlev ve Amaca Dönüklük

Böylece cansız varlıklardan canlı varlıkların nasıl ortaya çıktığının irdelendiği çeşitli kuramlarda ilk organizasyonun nasıl olduğu çetrefilli bir sorundur. Örneğin Darwinci evrimin biyolojik karmaşıklığın ortaya çıkışını açıklaması mümkünken aynı zamanda evrilme yeteneğindeki bir sistemin ilk başta nasıl ortaya çıktığını açıklamak hala yanıt arayan bir sorudur. Çünkü Darwinci kuram biyolojik bir kuram olduğu halde yaşamın kökeni kimyasal ve fiziksel bir sorundur. Dolayısıyla ilk mikroskobik karmaşanın nasıl ortaya çıktığı hala gündemini koruyan bir konudur. Yaşamın organizesindeki karmaşıklık insanlığın yüzleştiği başka bir durumu daha gözler önüne sermiştir:Yaşamın amaca dönüklüğü. Biyologlar ona özel bir isim de takmışlardır-teleonomi. Bu terim Aristoteles’in “teleoloji”sözcüğünden ayrı olarak yarım yüzyıl önce ortaya atılmıştır. Aristotelese göre doğanın işleyişinin bir amacı vardır ve bu amaç bütün kozmosu yönetir. Daha sonra ortaya atılan doğanın objektifliği yani doğal düzenin altında bir amaç yatmadığı görüşü ile bu söylem bir kenara itilmiştir. Hatta Monod bu fikre modern insanın gezegene yayıldığı 150.000-200.000 yıl içinde ortaya çıkmış en önemli fikir olduğunu söylemiştir. Yalnız ne var ki bu devrimci görüş ve ona eşlik eden evren algısı paradoksal biçimde yaşam meselesine dair ciddi güçlükler ortaya çıkarmıştır. Teleoloji hem canlılar hem cansızlar dünyasını kapsıyordu. Sonra modern devrim doğal bir sonuç olarak, iki ayrı dünyanın varlığını ve bu iki dünya arasındaki ilişkinin doğasını açıklama gereği duydu. Fakat modern bilimsel devrim insanlığın evrendeki yerini bulma konusunda dur durak bilmeyen dürtüsünü tatmin edemedi. Ve hem canlı hem cansız dünyayı içeren maddi dünyanın anlamlandırmasına giden yola yeni ve daha büyük engeller koymuş oldu. Son yirmi otuz yıl içinde kaydedilen fizik kuramları da konuya açıklık getiremedi. Bir konferansında Niels Bohr bu konuda şöyle demişti:”İnsan mantığıyla tutarlı olmakla birlikte yaşamı fizik ve kimyadan edindiğimiz mantık yürütme şekliyle izah etmek mümkün değildir.”[1]. Burada ise Monod’u rahatsız eden temel sorun yaşamın teleonomik doğasıydı. Basitçe sorarsak işlev ve amaç nasıl oluyor da işlev ve amaçtan yoksun objektif bir evren den doğmuş olabilir? Böylece Aristotelesin teleolojisinin reddedilmesinden doğan bir boşluk olmuştu. Biyoloji dünyasının her yönden öylesine açık olan teleonomi gerçeğini inkar etmesi mümkün değildi. Yaşamı anlamak için teleonomiyi bilmek zorundayız. Bu ikisi birbiriyle zorunlu ve geri dönüşsüz şekilde bağlantılıdır. Ancak bu analizin olumlu yönü şudur: teleonominin fiziksel temelini açıklayabilirsek, bu yaşamın ortaya çıkışını sağlayan araçların işleyiş mekanizmalarını hakkında bilgi sağlarız. Daha önce de söylediğimiz gibi yaşayan dünya teleonomiktir. Her canlı kendi gündeminin peşindeyken aynı zamanda diğerinin gündemini dikkate almak zorundadır. Böylece canlılar kendi aralarında bir ağ oluşturup hareketlerinin bir çoğunu başkasına bağımlı hale getirir. Yani yaşam amaca dönük yaşayan canlılarla etkileşim halindeki cansızların bir birlikteliği niteliğindedir. Yani maddenin hem canlı hem de cansız formlarda olmasına alışığız. Ancak nasıl oluyor? da iki maddi form, iki farklı grup ilkeyi mi izliyor? Dünya da farklı özellikteki iki ayrı maddi formun olduğu, bunların farklı organizasyon ilkelerine adapte olduğu ve sorunsuz biçimde bir arada oldukları-yani cansız maddenin sürekli canlı maddeye, canlının da cansız maddeye dönüştüğü-gerçekten bir açıklama gerektirir. Doğada bu durum nasıl var olabiliyor ve neye işaret ediyor? Cevap olarak cansız dünyayı yöneten kimya ve fizik kurallarının teleonomik dünyada da işlediğini söyleyebiliriz. Dolasıyla insanın bilgi ve kavramasının büyük bölümde fizikokimyasal dünyadan daha fazla teleonomik dünyayla ilişkili olduğuna pek de şaşırmayız.


Baktığımız zaman her canlı yaşamı gereği neyse onu yerine getirir. Yaşamın amaca dönüklüğüne bakıldığında insan, doğayı incelerken canlıların ve cansızların sahip olduğu yapısal ve işlevsellikle birbirlerine bağlı oldukları görülür. Yine de yaşamın bazı özellikleri konusunda bilgimizin ne kadar sınırlı olduğu gerçeği bilinç konusunu gündeme getiriyor. ”Maddenin kendi kendinin farkında olabilmesi gerçekten de olağanüstü bir özelliktir.”[1].Ve ayrıca canlıyı asıl biçimini veren, ona içkin olan güçlerdir. Bunu şöyle açıklamak mümkün olabilir.” Bilinç maddi bir elektronla seçimi nasıl bir etkileşimde bulunur? Herhangi bir etkileşim enerji taşıyan bir sinyale gereksinim duyar ama bilinç böyle bir niteliğe sahip gibi görünmemektedir. Yanıt şudur: Bilinç,madde dahil tüm varlıkların temelindedir.Maddi olasılıklar seçim yaparken, bilinç kendisinden seçmektedir ve bundan dolayı da bir sinyal gerekmez. O halde kim yaratır? O sizsiniz ama bunu bilinçdışı bir varlık hali olan kuantum bilincinizde yaparsınız.”[2]. O halde madde dahil tüm varlıkların temelinde olan ve kendiliğinden seçimi sağlayan bilinci Tanrı bilinci olarak adlandırmak mümkündür. Böylece teleonomik dünyada tüm varlıkların amaca dönüklüğü açısından kendi işlevselliğini sağlaması ve diğerine hizmet etmesini açıklayan felsefenin temeline inmiş oluruz. Ayrıca insan dışındaki tüm varlıklar amaca yönelik hareket ederken bunu keşfedip kendi yaşamsal hedefi için araç olarak kullanmasıyla yaşamı keşfeder. Ama teleonomiyi çözemediğimizde doğayla uyumlanma gerçekleşmez. Ve insan yaşamında sorunlar ortaya çıkabilir.




Referanslar:

1. Pross, A. (2016). Yaşam nedir? (çev. R. Gürdilek). İstanbul: Metis Yayınları. (Orijinal çalışmanın basım tarihi 2012).

2.Goswami A. ( 2017). Kuantum Yaratıcılık (C.Yücel. Çev.).İstanbul:Ray Yayıncılık

3. Teoman Duralı , “ Rastlantı ile Zorunluluk Açısından Canlılar Bilimi ” , Ed . K. Gürsoy , A. Açıkgenç , Türkiye 1. Felsefe , Mantık , Bilim Tarihi Sempozyumu Bildirileri , Ülke Yayınları , Ankara , 1991 , s . 93 .

4. https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kayalarla-cevrili-iki-sari-cicek-1028930/ adresinden 1 Aralık 2021 tarihinde erişildi.

32 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ağrı